1 Mayıs 2008 Perşembe

YEMEK ALIŞKANLIKLARI

Ne zamandır vakit ayıramıyorum bloguma.Tariflerim birikti ama bilgisayarım sorunlu bu aralar.Bu gün e-mailime gelen bir yazıyı yayınlamak istiyorum.Eminim ilginizi çekecektir.Prof.Dr.Yankı Yazgan'ın bir yazısı.Aynen yayınlıyorum.





İzmir enginarı sabır ve dikkat ister


Ağız tadını değiştirmek, bazen toplumsal düzeni değiştirmekten daha zor olabilir. Hele zor ile hiç olmaz. Büyümek ve gelişmek yeni tadlara açık olmak için bir yoldur. Ama zaman alır. Hayat bekleme üzerine kurulu ise, neyi bekleyeceğini bilmek de yaşamayı farklı kılabilir. Ülkemiz insanlarının bekleme konusundaki uzmanlığının belki tek eksiği yanlış duraklarda beklemektir...


Yankı Yazgan

İzmir enginarını bilir misiniz, yapraklarının lezzetiyle tanınır. Enginarın “kalbi”ni oluşturan etlice kısmı, İstanbul’dakine kıyasla pek sıska ve ufakçadır; ama yapraklarını tek tek koparıp emdiğinizde, ağzınızda kalacak tadı ben tarif edemem. Ben bu lezzetli sebzeden nefret ederek büyüdüm. Evde enginar dolması var lafını duyduğum anda, kendimi köşedeki Nazilli pidecisine atardım. Şimdi çok arıyorum o enginarı...
Şimdi sevdiğim bir şeyi, çocuklukta nasıl olur da sevmezdim? Enginarı sevmeyenler, hiç sevmeyenler, ömür boyu sevmeyenler, neden sevemiyorlar? Canları öyle istiyor da ondan, doğru cevaplardan birisi elbette. Bir şey daha var: Enginar, kereviz, bamya, sebze sevmezlerin nefret ettiği ne varsa, çocuklukta bunların tadına varmak nesnel olarak epeyce zor.

Çocukken, dil üzerine yayılmış olan tad algılayıcıların dağılımı henüz son şeklini almış değil. Yani, her tadı algılayabilecek bir sisteme sahip değiliz. Üstelik, bir tadın egemenliği, mutlak: tatlı, şekerli... Şekerin üstünlüğü, hem şekere özgü algılayıcı sistemlerin doğuştan itibaren diğer tat algılayıcılardan daha gelişmiş olmasına, hem de şekerli tadın algılanmasının “zahmetsiz” olmasından ileri geliyor. Dilinizi değdirdiğiniz anda, kendini hissettiren, biyolojik sisteminiz üzerindeki etkisi bile oldukça dolaysız ve hızlı olan bir tat (“şekerim çıktı/düştü” gibisi var mı, acım ya da ekşim çıktı diyen pek az). Bu tada ulaşmak için fazla zahmet gerekmiyor, hemen etkisini hissediyorsunuz.
Yemenin ne zahmeti olabilir demeyin.. Şu İzmir enginarını düşünelim. Ağzınızda belirli bir süre tutmalısınız ki, onu algılayabilecek tad reseptörleriniz, enginar tadını hissedebilsin.. Sekiz-on saniyeden önce hissedilmeyen bu tadı elde etmek için geçirdiğiniz zamanda, on lokma tatlı yutmuş olabilirdiniz.
Hani, düğmesine 5 saniye filan basmak gereken asansörler gibi... Beklemek ve sabretmek gereken lezzetlere, hele çocuk aklımızla (ve dilimizle) erişmek ne zor.
Peki, sebzeyi zorla yedirerek dilimizdeki sebze tadı algılayıcıların gelişimini hızlandırabilir, sayısını çoğaltabilir miyiz? Alışkanlık geliştirir gibi...Teorik olarak mümkün, ama, zorla alınmış piyano dersi, ya da, zorla ezberletilmiş bir takım bilgiler gibi, kalıcı ama bile isteye kullanılmayan bir lezzet algılayıcılık ne işe yarar?

Bebekliğimizde kolayca sindirdiğimiz, bize o dönemde gerekli besinlerde bolca bulunan tadları düşünün: tatlımsı, tatlı etkisi yapan (hızlıca insülin salgılatan), kolayca yutulabilen veya kıtırdatarak yenen nesneler. Her türlü sütümsü şey, kurabiye, çikolatalı nesneler, pasta ve börek, patates, kızartma ve cips, eziğimsi kıvamdaki bir çok şey... Ne müthiş bir mönü.

Bebeklik tadlarını “aşabilenler”, yani gurme, rafine ağız tadına sahip, diye bilinenlerin bile fantezilerinin bir yerinde bu bebeksi, basit, hemen tatmin eden, zahmetsiz yemekler durmalı. Hafife alınacak tatlar değil onlar. Biyolojimizin bize, neredeyse, buyurduğu bu tatlar ile ilişkimizi “pop”tur deyip kenara attığımızda, tehlikeli olabilirler!
Tutunamayanlar’ı ilk okuyup bitirişimde (bitiremediğim okuyuşlar olduğu manası çıkmalı), enginarın yaprağının tadına varabilmiş gibi hissetmiştim kendimi. Dikkatim, sabrım, bekleyebilirliğim, eskiye göre epeyce artmıştı. Aynı yıl içinde, hem Pardayyanlar’dan hem Tutunamayanlar’dan zevk alabilmemi, babamın “büyüyünce anlarsın” kehanetlerinin gerçekleşmekte olduğuna yormuştum. Enginar yaprağı ve zeytinyağlı bamya, bu yöndeki diğer kanıtları oluşturmuştu.
Tutunamayanlar’da tasvir edilen “damarlarında alyuvarları ile birlikte alaturka akan”lardan birisi olarak, hamburger, pide, köfte, tatlı, börek ve yeterince rafine bulunmayan diğer yemeklere olan düşkünlüğümü, fantezilere devredebildiğim kadarıyla devrettim. Kalanını da çocuklar üstünden tatmin ediyor, onlara bol bol fastfood yediriyorum!
Enginarın yaprağının tadına varmak, belki de ECM’den yayımlanmış müziklerin tadına varabilmekle eşdeğer tutulabilir. Diğer kolay ve bebeksi tadlar, dikkat ve zahmet gerektirmeksizin elde edilen, ve bir o kadar da iz bırakmaksızın kaybolup giden, ama özlenen tadlar, “pop müzik” mi sayılmalı?

15 Nisan 2008 Salı

LEBLEBİLİYE BUYRUN


Bursa'ya geldiğimden beri yeni tadlar keşfediyorum.Çocukken annem leblebiyi havanda ezer içine şeker koyardı.Bizde yerken çok zevk alırdık.Bursa'da ayrıca leblebi unu satılyor ve mis gibi kokuyor.Geçen cumartesi bir arkadaşıma gittim.Giderkende bu topları götürdüm.Truff yapma amacıyla başlamıştım azıcık ondan azıcık bundan derken ortaya bu değişik lezzet çıktı.Arkadaşım adının olmadığını duyunca çikilop olsun dedi.
ÇİKİLOPLAR
MALZEME:
4 -5 dilim kakaolu kek
yarım çay bardağı süt kreması
1 çay bardağı şurubu süzülmüş vişne reçeli
1 çay bardağı hindistan cevizi
3 yemek kaşığı pudra şekeri
1 paket vanilya
1,5 su bardağı leblebi unu
üzeri için;1 çay bardağı çam fıstığı tozu
1 küçük paket benmari usulü eritilmiş bitter çikolata
YAPILIŞI:Keki,kremayı,reçeli,hindistan cevizini, pudra şekerini,vanilyayı,ve leblebi ununu çukur bir kapta hamur haline getirip,üzerini örterek buzdolabında yarım saat dinlendirin.Bu arada çikolatayı eritin.Dinlendirdiğiniz hamurdan küçük toplar yapın.Topların bir kısmını çam fıstığı tozuna ,bir kısmını erittiğiniz çikolataya bulayıp donmaları için tekrar dolaba kaldırın.Yemeden 1 gün önce yapılıp buzdolabında dinlendirilirse daha güzel oluyor.Değişik bir tad.Afiyet olsun.
1

10 Nisan 2008 Perşembe

KENDİME HEDİYE ALDIM



birfincankahvenin40yilhatirivar nazar boncuğu ile ilgili bir etkinlik düzenlemiş nasıl katılacağımı bilemiyorum ama ben bu anahtarlığı yeni aldım.Bir iş arkadaşımın eşi evde yapıp aile bütçesine katkıda bulunmak için satıyormuş bende aldım.Kocaman çantamın içinde anahtarlığımı çok arıyordum artık kolayca buluyorum.Nazara inanırım ama boncuk ne derece doğru bilemiyorum.Çok kullandığım bir figürdür.Çok severim.

1 Nisan 2008 Salı

YİĞİT'İN DOĞUM GÜNÜ SOFRASI


Doğum günü soframız oldukça zengindi.Yavaş yavaş yazacağım tarifleri.

ÇİKOLATALI ELMA TOPLARI


29 Mart yeğenimin 6.doğum günüydü.İYİ Kİ DOĞDUN YİĞİTİM,İYİ Kİ VARSIN HALACIM SENİ ÇOK SEVİYORUM.Daha önce yazdığım beyaz çikolata soslu elmalı topların üzeri bu kez çikolatalı pudingle kaplanmı.Çok hafif ve lezzetli bir tatlı olmuş.Kuzenimin eşi doğum günü sofrası için hazırlamış.Ellerine sağlık Refikacığım.

ANNEMİN KOLTUK ÖRTÜLERİ 2


Bu da ikinci örtümüz.Geçtiğimiz kış şal yaparım diye aldığım iki parça polar kumaşın kenarına tığla şekil verdim.Sonrada baktım kullanışlı bir renk değil polarla aynı büyüklükte iki parça şal şeklinde hanım dilendi bey beğendi örneği ile parça ördüm ve birleştirdim.Ortaya bu battaniye çıktı.Bunu örerkende niyetim yayladaki eve götürmekti.Çocuklar uyurken üzerlerine örteriz diye düşünmüştüm.Çünkü çok hafif bir battaniye oldu.Annem bunu da diğer koltuğa örtmüş.İyi fikir yazın yine yaylaya götürürüz nasıl olsa.

ANNEMİN KOLTUK ÖRTÜLERİ 1


Merhaba geçen hafta annemin rahatsızlığı dolayısıyla izinliydim ve Antalya'ya gittim.Geçen yaz evdeki artık merserize ipleri ve ne içi ördüğümü hatırlamadığım motifleri birleştirerek bu örtüyü örmüştüm.Niyetim yazlıktaki salıncağa örtmekti.Annem üzerine farklı renkte ipliklerle örerek büyütmüş ve koltuğa örtmüş.Bu ilk örtümüz.